Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÖLÜM BİLE | AHMET ERHAN ŞİİRLERİ

Ölüm bile geç kaldıktan sonra 
Bütün ilkleri sona bırakmanın belki de tam zamanı
Ben her şey bir ırmaktır sanırdım
Bunun için günlükler tutmaya kalktım
Ve tarihleri karıştırdım nasıl da

Aldım şapkamı gidiyorum şimdi
İniyorum kentin çekirdeğine
Kendime yeni dalgınlıklar buldum son günlerde
Dev yapılar ufuk çizgisinin önünde birer parmaklık gibi
Kırmaya kalksam çocuklar uyanacak
Ben odama döneyim en iyisi

Öyleyse nice yağmur
Niye bir kız saçı gibi sokaklarda
Aynaya baksam kalbim görünür
Aklımda gitgide büyüyen yara

Bir ağacın en uzak dalı gibi sessizce çürür
Ölüm, evet ölüm bile geç kaldıktan sonra

"Ölüm Bile" | Ahmet Erhan

Ahmet Erhan (1958-2013): Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü ve uzun süre Türkçe öğretmenliği yaptı. Adana Demirspor'da futbol oynadığı sırada, ağır bir sakatlık yaşadı. Ardından, kendini şiire verdi. Sırasıyla, Behçet Necatigil (1981), Yunus Nadi Armağan (1992), Cemal Süreya ve Halil Kocagöz (1997), Behçet Aysan (2005), Melih Cevdet Anday (2008) "şiir ödülleri"ni almış olan Erhan 1978 kuşağının öne çıkan şairleri arasında yer alan oldukça duyarlı bir kişilikti... ...Yorumlayın-Paylaşın...

Yunusça


Her kim bana düşman ise, Hak yar olsun ona,
Her nereye varır ise, bağ bahar olsun ona.

Bana zehir sunan kişi, bal şeker olsun aşı,
Gelsin kolay cümle işi, eli erer olsun ona.

Önümce kuyu kazanı, Hak tahtına yüceltsin onu,
Ardımca taşlar atana, güller saçılsın ona.



Acı yaşayışım isteyen, tatlı yaşasın dünyada,
Kim ölümüm ister ise, bin yıl ömür versin ona.

Her kim ister ben hakir olam, düşman elinde ağlayam,
Dostları sevinçli, düşmanı dost ve uzak olsun ona.

Yoksul Yunus dünyada güldüğünü istemeyen,
Ağladığım isteyene, gözüm pınar olsun ona.


Yunus Emre
...Yorumlayın-Paylaşın...

2014 Anneler Günü




HER ANNE DEYİŞİMDE

Her "anne" deyişimde,
Bir gül süzülür gökyüzünden gönlüme...
Alevden bir lalenin kadehine konan şebnem gibi
Serinletir yüreğimi...

Her "anne" deyişimde,
Hasret deryasındaki sedeflerimin içine
Bir nisan damlası düşer,
İnciye durur yüreğim...

Her "anne" deyişimde,
Saçlarımda bir cennet meltemi
Dupduru ırmaklarda yunup yıkanıyorum,
Aydınlığa eriyorum.

Her "anne" deyişimde,
Ellerim bulutlara eriyor
Dudaklarımda tüllenen düşünceler,
Yıldız oluyor gecemi aydınlatıyor,
Benim canım anneciğim!

 
Ahmet Yavuz

 
"Dünyanın Bütün Annelerine
Sevgilerimle..."


...Yorumlayın-Paylaşın...

Can Yücel Şiirleri 2

HER ŞEY SENDE GİZLİ

Can Yücel
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü...
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin...
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna.

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün...
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine, değer verdiğin kadar insansın
Bir gün, yalan söyleyeceksen eğer
Bırak, karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar, ona yakınsın
Unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin, seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda, aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren:
Sevdiğin kadar sevilirsin...

[Can Yücel]




Bilmelisin ki  | Can Yücel


AKDENİZ YARAŞIYOR SANA

Kadınım yaraşıyorsun sen Akdeniz'e...

Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatma'nım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hâlâ
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var, sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim, alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım yaraşıyorsun sen Akdeniz'e

[Can Yücel]

...Yorumlayın-Paylaşın...

Murathan Mungan Şiirleri 1

Murathan Mungan
MIRILDANMA

Kırdım mı, incittim mi birilerini,
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?

Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim...
Dostluklarımı, ilişkilerimi.

Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?

Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?

Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları?

Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı?
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?

Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları...
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan

Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım,
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey!

O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım, kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan

Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'içtenliğin' yada 'dünya görüşünün' kirletmediği

Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde

Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar?
Hâlâ bir umut var mıdır?

Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım, ne de mutsuz...

Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde, nice yolculuklara yelken açarken

Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim, yani bizim için...

[Murathan Mungan]




Anlat Bana  | Murathan Mungan


YALNIZ BİR OPERA

Kış başlıyor sevgilim...
Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman

Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

[Murathan Mungan]


...Yorumlayın-Paylaşın...

Can Yücel Şiirleri 1

Can Yücel
ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım...
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım...

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım...
''Sana ihtiyacım var, gel !'' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım...

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...

Ölürcesine isteyen, beklemez; sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş...

[Can Yücel]



 Gitmek  | Can Yücel


EĞER

mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan, birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile, ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

[Can Yücel]

...Yorumlayın-Paylaşın...

Bir Anne Olmak | Anneler Günü 1

Anne olmak, herhalde bir kadın için, en güzel şeydir. Bilindiği gibi Anneler Günü, anneliğin değerini ve önemini belirtmek için seçilmiş bir gün.

Okurlarımın, çocuklarımın ve tüm dünya annelerinin Anneler Gününü kutluyorum...

Her yılın mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanan bu günün anlamına uygun, kapsamlı bir çalışma bulunsun istedim günlüğümde.
Hem annelere hem de çocuklara yönelik şiirler, güzel sözler ve bir de çocuk oyunu içeren, bu giriş bölümüyle birlikte üç bölümlük bir çalışma çıktı ortaya.

"Bir Anne Olmak" başlıklı bu bölümden sonraki iki bölümün ilkini "Annelerin Sayfası", ikincisiniyse "Çocukların Sayfası" olarak düzenledim (sonraki bölümlerden herhangi birine bakmak isterseniz, ilgili başlık adını tıklayınız).

Bu bölümde, Azeri Şair Bahtiyar Vahapzade'nin 'anne' konulu iki güzel şiirine yer verdim.
"Yine Bir Arzu Kaldı" başlıklı ilk şiirde, annelerin tüm ömürlerini çocuklarına ve onların yetişmelerine adadıkları anlatılıyor.
"Annem Öldü mü?" adlı şiirle, Anneler Gününü, annesi öldüğü ya da yakınında olmadığı için hüzünle geçirecek olanların hüznünü paylaşmak istedim.


Yine Bir Arzu Kaldı


Ananın yüreğinde
Arzular durdu safa
Çocuk gıgıltısını
İşitirken ilk defa

Arzu doğdu arzudan,
Dedi: yavruma kurban
Dor atlar, taylar!
Yavrum ne vakit dil anlar?

Çocuk dil de anladı,
Dil açıldı: Ana dedi
Ana: Her derdin balam
Gelsin bu cana, dedi

Yüzüne güldü cihan,
Arzu doğdu arzudan.
Ana dedi: Ne zaman
Yavrum ayak açacak?

Çocuk ayak da açtı
Sokakta gezdi, kaçtı.
Ana kalbi sığmadı
Ferahından göklere,
Her çocuk adımında
Aferin dedi bin kere.

Arzudan arzu doğdu
Ana dedi: Azdır bu!
Balam da çocuklar gibi
Ne vakit derse gidecek?

Çocuk derse de gitti,
Çocuk dersten de geldi.
Demeyin ki annenin
Arzuları azaldı.

Ana dedi: Azdır bu!
Arzudan arzu doğdu.
Dedi: Balam ne zaman
Mektebi bitirecek?

Yavru mektep bitirdi
Yüksek okula girdi.
Ananın arzuları
Yine de tükenmedi:
Ah… bir tez yavrumun
Düğününü görüm dedi
Arzudan arzu doğdu
O kurtardı, bu doğdu:
Ana bir vakit gördü ki
Ömrün sonuna gelmiş
Arzularının ateşinde
Öz ömrünü eritmiş.

Ana öz yavrusunun
Yolunda can çürüttü
Çocuk, anaya yetişti,
Çocuk anayı geçti.

Ah yine de ananın
Arzuları bitmedi:
Bu arzular, arzular
Anayı terk etmedi.
Düştü elden ayaktan
Ana tamam kocaldı;
Dünyadan göçerken de
Ananın yüreğinde
Yine bir arzu kaldı…

Ana gitti dünyadan
Yavrusunun çiçeklenen
Ömrünün yaz çağında,
Annenin arzuları
Şimdi de tekrar oldu
Yavrusunu büyüten
Yavrunun dudağında.

Bahtiyar Vahapzade



Annem Öldü Mü?


Ne hız ellerini üzdün dünyadan
Balanı tek koyup nereye gittin?
Nasıl yok oluyormuş bir anda insan
Sanki bu dünyada hiç yok imişsin..

Güneş gurub etti, oda karardı...
Bir anda yok oldun sen hayal gibi.
Şimdi düşünürüm senden ne kaldı
Gönlümde hatıran kara hal gibi...

Beni boya başa yetirdin anne
Bize borçlu bildik her zaman seni
Sen beni dünyaya getirdin anne
Bense yola saldım dünyadan seni...

Sen bana beşikte ninni çalmışsın
Bugün ninni çalsam sana ben de mi?
Senin şirin şirin ninnilerini
Sana gaytarayım cenazende mi?

'Uykun şirin olsun' diyerdin bana
'Uykun şirin olsun' diyem mi sana
Gerek ben başına dönüm dolanım,
Beni hayat için, hep uyutanım.

Söyle ölümçün...
Nasıl uyutayım, seni ben bugün?

Bu nasıl dünyadır anlayamam ben,
Cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
Dün öz nefesiyle seni işiten
Bugün buza dönüp, taşa dönüptür.

Bu nasıl dünyadır? İnsanoğlunun
Hayali göktedir kendi yerdedir...
Sağken omuzunda hayatın yükü
Ölende cesedi, çiyenlerdedir.

Bu nice dünyadır, bu nice dünya
Ölüm hakikat, hayatsa rüya
Derdimin gamımın ortağı sendin
Niye yüz çevirdin, ya niye benden?
'Derdin bana gelsin,' hani diyerdin
Niye dert ekledin, derdime ya sen?

Annem, kimse seni darıltmamıstır,
Ben seni... Ben seni, darıltan kadar.
Şimdi kime açsam derdimi bir bir
Kim benim derdime, yanar sen kadar?

Evin her yerinde görülür yerin
Gözüm ahtarcıdır anne, ey anne


'Ninem hani?' diyor küçük Azer'in
Ne cevap verem, ona ey ana
Bilmem, bilmem, bilmem bu ölüm nedir,
Hayat var iken?
Nefesin ey anam, hâlâ evdedir
Kendin yer altında, taşa dönmüşsün.

Bugün yedin oldu... Annem yedi gün,
Bizimle beraber ağlar odalar
Sana... Yalnız sana... Sana demek için
Gönlümde ne kadar, bilsen sözüm var.

Annem ısmarlandın anne toprağa
Bu ölüm sineme, çekti dağ benim
Sen benim arkamda benzerdin dağa
Sanki de arkamdan uçtu dağ benim.

Ömrü başa vurdun altmış yaşında
Altmışın üstünde durup yaşında
Artık senin için durupdur zaman
Benimçün dolaşır... Gün olur akşam
Vakit geçer, sen benden uzaklaşırsan
Ben sana, günbegün yakınlaşaram.


"Annem Öldü Mü?" Bahtiyar Vahapzade


Annem ve Ben

Annem ve kucağında ben...
Ne kadar da mutlu görünüyor. Her annenin bebeğini büyütürken duyduğu haz ve mutluluk gibi...
Eski günleri düşünüp annemle ilk anımı hatırlamaya çalıştım. Uzun yıllar ötesinden sisler içinde ağaçlıklı bir bahçe ve kuzucukların bağlandığı gibi uzun bir iple dut ağacına bağlanmış iki buçuk üç yaşlarında bir kız çocuğu canlandı gözlerimin önünde. O çocuk benim . Annem mutfakta iş yaparken beni bahçedeki ağaca bağlıyor. Ben ipin uzandığı yerlerde oynuyorum . Annem hem işini yapıyor hem beni kolluyor.
En son anım 1998 yazında, sıcak bir temmuz gününde bir gün onun evinde otururken birden dizlerine yatma isteği duydum. Anne kucağına yatabilir miyim? diye sordum. Olumlu yanıt verince kemikleri belli olan dizlerine yattım. Saçlarımı okşamaya başladı. Tam benim istediğim, özlediğim şeydi. O başımı okşadıkça ne büyük mutluluk duymuştum. Hey gidi günler hey.. . Var mıydın, yok muydun annem.. Ne kadar uzakta kaldı o senli güzel günler...


Annemin evlilik öncesi çekilmiş iki fotoğrafı. Soldakinde, bir bayan arkadaşıyla. Sağdakinde, akrabalardan birinin çocuğuyla.

Sevgili Anneme

"Başımın tacı, gönlümün ilacı annem
Uzun yıllar ötesinde kalan baharım
Her zamandan daha çok sana muhtacım
Yattığın yer cennet bahçesi olsun
Rahat uyu ANNEM, ulu çınarım"
İnci Arslan

Fedakâr, cefakâr, merhametli, yüreği evlet sevgisiyle dolu annem...
Sen gideli on iki yıl oldu. Bir gün bile sensiz olmadık. Anıların bir gün bile aklımızdan çıkmadı.

Zaman geçiyor. Her acı külleniyor. Senin yokluğun, boşluğun bitmiyor. Daima aramızdasın.
Kızların ve oğlun seni çok seviyor anne... Torunların da...

...Yorumlayın-Paylaşın...

Bir Hak Âşığı ve Halk Ozanı: Yunus Emre

Yunus Emre, 1238-1320 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen ve Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü olan bir şair ve mutasavvıftır.

Hızla değişen toplumumuzda, neredeyse kaybolmaya yüz tutan insanlık, kardeşlik, dostluk gibi değer yargılarımız öz kültürümüzün en önemli parçalarındandır. İşte bu öğeleri, yaşantısıyla, şiirleriyle, yüzyıllar öncesinde işlemiş, bir hak aşığı ve bir halk ozanı, halk dostudur da Yunus Emre...


Sizlere onun, çok sevdiğim şiirlerinden örnekler sunacağım.

Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm,” diyen Yunus, içinden çağlayıp akan şiir ırmağıyla, Anadolu insanının ruhunu yıkadı. Öyle bir ırmak ki: şiirleriyle, görüşleriyle, hayatıyla çoğalmış çoğalmış, deniz olmuştur. Önce Yunus’un ağzından, Yunusça seslenelim:

“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz”

Yunus, şiirlerinde insanı insan yapan değerlerden söz etmektedir. Onun şiirlerinde işlediği Allah inancı, peygamber sevgisi, hayat, ölüm ve ölüm ötesi âdeta İslâm’ın bir yorumudur.

Yunus Emre'nin bu dünyada yürünmesi gereken "yol"u, söylenmesi gereken "söz"ü ve kurulması gereken "dostluğu" tanımladığı şiirlerinden alıntıyla başlayalım:

Yol odur ki, doğru vara
Göz odur ki, Hakkı göre
Er odur ki alçak dura
Yüceden bakan göz değil


Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz


Bir nazarda kalmayalım gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim gel dosta gidelim gönül
Gel gidelim can durmadan suret terkini urmadan
Araya düşman girmeden gel dosta gidelim gönül

Şiirlerinde "inanç aşkı"yla ilgili sözlerinin etkinliğinin, yetkinliğinin kendisi de farkındadır. Bu sözleri nedeniyle, kendini akıllı biri saymadığı gibi, aklını yitirmiş biri olarak da kabul etmemektedir. Böylece, hem 'kutsal aşkın', hem de 'insani sevginin", insanı yaşamın en uç noktalarına savuracak denli etkileyici olduğunu vurgulamaktadır. Devam edelim...


GEL GÖR BENİ

Ben ağlarım yane, yane,
Aşk boyadı beni kane,
Ne âkilem ne divane,
Gel gör beni aşk neyledi.

Gâh eserim yeller gibi,
Gâh tozarım yollar gibi,
Gâh akarım seller gibi,
Gel gör beni aşk neyledi.

Ben Yunus’u biçareyim,
Baştan ayağa yareyim,
Dost ilinde avareyim,
Gel gör beni aşk neyledi.

O tam bir peygamber aşığıdır. Peygamber sevgisiyle şöyle seslenir:

Arayı, arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed, canım arzular seni

Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kâbe yollarında kumlara batsam
Güzel cemalin bir kez düşte seyretsem
Ya Muhammed, canım arzular seni

Yunus metheyledi seni dillerde
Sevilirsin bütün gönüllerde
Ağlayı, ağlayı gurbet ellerde
Ya Muhammed, canım arzular seni.

Yunus, en zor ve en kötü zamanlarda bile her derde çare bulunacağını ve çözümün Allah’tan olacağını insanlara şu dizelerle öğütlemiştir:

Can-ı gönülden seversen
Yalvar kul, Allah’a yalvar
Maksuda ermek dilersen
Yalvar kul, Allah’a yalvar

Geceler uykudan uyan
Gizli sırlar olsun ayan
Mahrum olmaz Allah diyen
Yalvar kul, Allah’a yalvar

Yunus insanlara hoşgörüyle bakar. Bu yüzden kimseyi kırmamayı, kimseyi incitmemeyi savunur.


“Gönül çalabın tahtı
Çalab gönüle baktı
İki cihan bedbahtı
Her kim gönül yıkar ise”

Yunus’un insanlara karşı hoşgörüsü sonsuzdur. Bakın kendisine kötülük edenlere ne diyor:

“Her kim bana düşman ise
Hak Tanrı yar olsun ona
Her nereye varır ise
Bağ ve bahar olsun ona”

Yunus’ta ahlak ilkesi, önce kendini bilmek, insanı insan etmektir. Bakın yedi yüz yıl öncesinden ne diyor:

İlim, ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Bu nasıl okumaktır.

İlim okumadan murad
Kişi hakkı bilmektir
Çün okuyup bilmezsen
Bu bir kuru emektir.

Yunus Emre der Hoca
Gerekse bin var hacca
Hepsinden de iyice
Bir gönüle girmektir.

Aşk… Bu dünyayı, öte dünyayı… Her şeyi, Allah’a bağlayan aşk… Allah aşkı…
Yunus, en güzel şiirlerini Allah aşkı ile yazmıştır.
“Çağırayım Mevlâm seni", "Bana seni gerek seni" ve “Taştın yine deli gönül” bu tür şiirlerinin en güzel örnekleridir.


ÇAĞIRAYIM MEVLÂM SENİ

Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlâm seni

Gökyüzünde İsa ile
Tur dağında Musa ile
Elimdeki asa ile
Çağırayım Mevlâm seni

Yunus okur diller ile
Ol kumru bülbüller ile
Hakkı seven kullar ile
Çağırayım Mevlâm seni



BANA SENİ GEREK SENİ

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün’ü günü
Bana seni gerek seni


Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa üzülürüm
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Yunus durur benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni


TAŞTIN YİNE DELİ GÖNÜL

Taştın yine deli gönül
Sular gibi çağlar mısın
Aktın yine kanlı yaşım
Yollarımı bağlar mısın?

Yavu kıldım ben yoldaşı
Onulmaz bağrımın başı
Gözlerimin kanlı yaşı
Irmak olup çağlar mısın?

Karlı dağların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim gibi
Yaşın yaşın ağlar mısın?


Bakın Yunus dünyanın boş ve geçici olduğunu, bizlerin burada misafir olduğumuzu, nasıl dile getirmiş:

“Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan”


Uzun süren dervişlik yıllarının ardından, “ayrılık vakti" gelmiştir artık…


SELAM OLSUN


Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir aşan veçh ile
Yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyuncağın kefenimiz
Saranlara selam olsun

Sala verile kasdimize
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun

Dünyaya gelenler gider
Hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun


Bir gün, gaiplerden gelen bir ses fısıltıyla seslenir: “Vakit tamam, Yunus!... Gel, hadi gel…"


Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Bir göz yumup açmış gibi

İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir an ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi


HAKTAN GELEN ŞERBETİ

Haktan gelen şerbeti
İçtik elhamdülillah
Şol kudret denizini
Geçtik elhamdülillah


Şu karşıki dağları
Meşeleri bağları
Sağlık safalık ile
Aştık elhamdülillah

Kuru idik yaş olduk
Ayak idik baş olduk
Kanatlandık kuş olduk
Uçtuk elhamdülillah

Dirildik pınar olduk
İrkildik ırmak olduk
Aktık denizine dolduk
Taştık elhamdülillah

Tabduk’un tapusunda
Kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik
Piştik elhamdülillah


Yol göstermek Yunus’tan, ders almak bizden…

Umudumuzu ve sevgimizi yitirmeden, gelin hep beraber söyleyelim:

“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz”

...Yorumlayın-Paylaşın...

Sen Yoksun Ki | C. Sıtkı Tarancı

gün çingeneler gibi göçebeydi ufukta,
çimenler üzerinde yuvarlandığımız gün,
akarsulardı gittikçe kararan boşlukta;
sularda yüzünden yayılan tatlı bir hüzün.

göğe sessizce yükselen ay on dördündeydi;
gece akasya dalında asılı gölgeydi,
bahtiyar başlarımız aynı penceredeydi!


hâlâ o penceredeyim, lakin sular ölgün;
sen yoksun ki vefasız, sularda ay görünsün.

C. Sıtkı Tarancı

...Yorumlayın-Paylaşın...

Sevdiğim "Orhan Veli" Şiirleri II

İSTANBULU DİNLİYORUM


İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.


İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


YALNIZLIK ŞİİRİ

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.

GÜZEL HAVALAR

Beni bu guzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
tüne böyle havada alıştım,
Böyle havada
âşık oldum;


Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.


DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.


Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem.


İLLİSİON

Eski bir sevdadan kurtulmuşum;
Artık bütün kadınlar güzel;
Gömleğim yeni,
Yıkanmışım,
Tıraş olmuşum;
Sulh olmuş.
Bahar gelmiş.
Güneş açmış.
Sokağa çıkmışım, insanlar rahat;
Ben de rahatım.



KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye

II

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;


Öyle bir rüzgâr ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
'Ölüm Allah'ın emri,
'Ayrılık olmasaydı.'

Orhan Veli Kanık



Sevdiğim şiirler... Garip şair şöyle bencileyin...

...Yorumlayın-Paylaşın...
Related Posts with Thumbnails