Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 ÇOCUK 1 LİMAN 2 YEMİN | K. TAZEOĞLU


anılar kentlerde yaşar sevdiğim
kayalar asıl yüzlerimiz olur kimi zaman
tüm gökyüzü çiçekler için vardır oysa
rüzgâr utangaç bir kızdır
sessizce teninde dolaşır
kokusunu bırakır yasak yolculukların
kan kesmiştir gözleri çocukların
uykularında çekmeceleri yağmalanır
can olur martıya özlem
kırık kanadını sarar sarmalar da uçar
tüm durakları kentin geceleri görünmez olur
kıyılar denizsizdir

uçurumlar gölgeler için yaşar
ateşten dili gül iklimi kadınlarının öpüşlere yasaktır
trenler eski şehirlerden geçer
...
yabancılık bir kenttir sevdiğim
yabancılık bir kenttir

her dokunuş için bir başkası olmak gerekir hatırla
hiç tanımadığın bir öpüş seninkidir aslında
ne zaman nerde yitirdiğini bulmak zordur ıssız kırılganlıkların
işte bu da öylesi bir kargaşadan somutlanmış bir izlektir
pas tutmuş acıları kullanır çark
her sevdalanış bir izdiham yaratır
kargaların tarlasında bir korkuluk olursun
dudağının kırmızısını
esmer akşam üstleri alır
kavşaklar acımasızdır
bir o kadarda şefkatli
hep seni bekleyen hileli bıkkınlıkla ayaklarını parçalar
aşka sınır arar
tek gerçeği kendidir öldürülmüş kentlerin
işte sorgulanmış baharların ele vermediği kız
şuna inan şimdi birisi daha öldü herkes biliyor
yalan söyleseler de sinsice çıkıyorlar kentlerinden
hepsini bütünleştiren yüreklerinin
sonsuz karanlığında buluşuyorlar
onlar dua ediyorlar bizim ölülerimiz için
sonrası gece oyuncak bir kelebek
kırık kanadından yapılmış yaralı bir kuşun
"insanları olması şart mıdır bir kentin"
diye ilk sorduğumda kendimden utanmıştım
ağlamaklı bir çocuğun düşünde yargılamıştım kendimi
istasyonlarını varoşlarını gezmiştim kentin
özür dilemiştim
...
havada uçuşan ince esmer parmakların
eski ve unutamadığın aşklarınla vurdu kaç kez bana

bir büyük kent çölünde koşacaktır çocuk tepeye
bir daha çıkamayacak olsa da
o bizim nerde olduğumuzu her zaman bilecektir
her şey bir bakışla başlamıştı
bir çocuk bir liman iki yemin
seni seviyorum


Kahraman Tazeoğlu
10 Ağustos 1969'da İstanbul'da doğan şair, yazar ve radyocu Tazeoğlu, edebiyat ortamına 2001'de girdi. Tazeoğlu'nun tümü Yedi Harf Yayıncılık'tan çıkmış eserleri:  Seni Içimden Terk Ediyorum (şiir), 2001; Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (şiir), 2002; Mavi Ada Mektupları (mektup), 2002; Tutsak Mektuplar (mektup), 2004; Araz (roman), 2005; Susacak Var (roman), 2006; Mavi Ev (öykü), 2007.

...Yorumlayın-Paylaşın...

Berat Kandili ... Karanlıkta Düşünceler

Geceler, geceler
Kara geceler
Gecelerin koynunda karanlık
Karanlık, karanlık...
Karanlıkta sokak lambaları
Işık ışık...
Lambalardan dökülüyor
Huzme huzme aydınlık
Aydınlık, umut umut...
Umutlar dönüşüyor hayale
Hayaller hayaller
Sağlık, mutluluk, huzur
Eşittir yaşam
Muazzam...

Nedir içimdeki bu korku
Neden sönüyor gözlerimde
Lambalar birer birer
Yeniden kararıyor her yer...

Kuşku, korku, yalnızlık
Sorgulama yok
İncinme, şikayet yok
Dua bizden
Şefaat Peygamberimizden
Af, bağışlama, yeniden yaşam
Senden, güzel Allahım
Bekliyorum gönülden dileyerek...

[12.07.2011 - İnci Arslan]

Berat Kandili Gecesi: Hicri takvimin şaban ayının kutsal kabul edilen 15'inci gecesi. Bu yıl Temmuz'un 14'ün 15'e bağlandığı gece.

"Ateşten kurtuluş gecesi (Leyle-i Beraet)", "kurtuluş belgesinin yazıldığı gece (leyle-i sakk), "rahmet gecesi (leyle-i rahmet) olarak da anılır.


Peygamberimiz Hazreti Muhammed'den aktarılan sözlere göre, Berat gecesini ayrıcalıklı ve önemli kılan 5 özellik vardır:
1. Yıl boyunca olacak bütün olaylar bu gece belirlenir.
2. Bu gece yapılan ibadetin değeri çok büyüktür.
3. Allah'ın rahmeti en çok bu gece iner.
4. Allah bu gece günahlarında ısrar etmeyip tövbe eden bütün Müslümanları bağışlar.
5. Hz. Muhammed'e şefaat yetkisinin tümü bu gece verilmiştir.

Berat Kandiliniz Mübarek Olsun...
...Yorumlayın-Paylaşın...

Ala Geyik


Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım, acıktım.

Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana,
Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,
Kaf Dağı'ndan aşırdı.

Attı beni bir göle;
Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,
Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,
Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,
Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,
Altın Köşk'e çabuk yet.

Seni bekler ezeli,
Orda dünya güzeli.

Bin yıllık çile doldu!
Bunu dedi, kayboldu.

Yedim sırlı elmayı,
Gördüm gizli dünyayı.

Gündüz oldu, geceler;
Ak sakallı cüceler,

Korkunç devler hortladı,
Cinler, cirit oynadı.

Kesik başlar yürürdü,
Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler,
Başlarında çiçekler.

Devlere el bağlıyor,
Gizli gizli ağlıyor.

Kılıcımı çıkardım,
Perileri kurtardım.

Kurtardığım periler,
Adım adım geriler,

Kanadını açardı,
Selam verir, kaçardı.

Az, uz gittim, dolaştım,
Altın Köşk'e ulaştım.

Bir kapısı açıktı,
Öteki kapanıktı.

Kapalıyı açarak,
Açığa vurdum kapak.

At önünde et vardı,
İt, ot yemez ağlardı;

Otu ata yedirdim,
Eti ite yedirdim.

Açtım bir elmas oda;
Dev şahı uykuda

Gördüm, kestim başını,
Dedim, Ey dev nerede?

Nerede Dünya Güzeli?
Dedi, Elinde eli!

Döndüm, baktım. Bir Kırgız
Elbiseli güzel kız.

Durmuş, bakar yanımda,
Şimşek çaktı canımda.

Güldü, dedi, Türk Beyi!
Tanıdın mı geyiği?

Kimse, beni bu devden
Alamazdı. Ancak sen,

Kaya deldin, dağ yardın,
Geldin, beni kurtardın.

Ah o imiş anladım,
Sevincimden ağladım,

Dedim, Turan Meleği!
Türkün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda
Seni bekler Turan'da.

Haydi, çabuk varalım,
Karanlığı yaralım;

Sönük ocak canlansın,
Yoksul ülke şanlansın

İndik, iti okşadık,
At sırtına atladık.

Geçtik nice dağ, kaya,
Geldik Demirkapı'ya.

Kapanması, çok yıldı,
Açıl! dedim, açıldı.

Yol verince gizli yurt,
Aldı bizi Bozkurt,

Kaf Dağı'ndan geçirdi,
Türk Eli'ne getirdi.

Ziya Gökalp
...Yorumlayın-Paylaşın...

Atillâ İlhan'dan 2 Şiir

Kız kardeşimin, en sevdiği Atillâ İlhan şiiri... Daha önce yazamadığım için, bu şiire özel sayfa ayırdım. Çok güzel bir şiir... Teşekkürler kardeşim.

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım

Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım

Çöp gibi bir oğlan, ipince

Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım


Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım

Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım

Atillâ İlhan

İlhan'ın bu "Üçüncü Şahsın Şiiri", bu sayfada bir başına kalmasın istedim. Aşağıdaki şiiri de, benden olsun, bu sayfaya....

BÖYLE BİR SEVMEK

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bir akşam korkudan gözleri sislenir.

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala ara sıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir


Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Atillâ İlhan

...Yorumlayın-Paylaşın...

Deneme: Duygusal Şiirler

Sevgili günlük, bugün yazımı duygusal şiirlere ayırmak istiyorum..
Şiirlerde duygu deyince doğal olarak aklımıza aşk ve sevgi gelir. Şairler, bu temayı işleyerek en güzel şiirlerini yazmışlardır.

Yaşam boyu aşk, insanlar için bir gereksinim, bir duygular yumağı, güzellikler bütünü, acılardan bir demet; kısacası yaşamın tadı, tuzu, biberidir. Aşk dokunmak, yanmak, yok olmak ve acı çekmektir. Bence vücudumuzun tüm hücrelerini canlı tutan, ruhumuzun genç kalmasını sağlayan duygu seli... İşte size aşkın güzelliklerini sunan şiirler ve dizeler...

"Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar."
(Cezmi Ersöz)

Aşk acısı çekmeyeniniz var mı? Var derseniz, o "yürekler sızlatan acı"nın tadından mahrum kalmışsınız demektir. İnsan aşık oldumu bir kez, dünya bu aşk üzerine kurulur. Gecen gündüzün ve tüm düşüncelerin ona aittir. İşte uykusuz geceleri anlatan dizeler:

"Yine aklımda sen
Halden anlamasa da satırlar
Seni yazıyorum yine
Doğmaya üşenen güneşin hasretiyle"
(I. Selvi)

Şair soruyor sevdiğine:

"Ben seni sevdim mi? Sevdim kime ne?
Tuttum ta içime oturttum seni
Aldım okşadım saçlarını öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
...
Ben seni sevdim mi? Sevdim öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?
(Ümit Yaşar Oğuzcan)

Almak istediği yanıt ne kadar belli değil mi? Sadece bir kelime... Mutluluk ve mutsuzluk, sevinç ve acı buna bağlı...

"Bir kuş uçar yüreğime
Sevdalardan apansız
Kanadında gözlerinin ılıklığı olsun
Ve yüreğinde, yüreğinin sesi.
(..)

"Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz alır beni.

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları."
(İlhan Berk)

"Özlemimin biri bitti, bir başkası başladı
Sana olanın değişmedi ne rengi, ne tadı
Bir ışık zinciriydi bizi böyle bağlayan"
(Nebiye Akbıyık)

"Sular yandı özleminden
Alabalık güldü, ağladı
Ayak izini sildi dalgalar
Ben... Silemedim...

Birşeyler kalmıyor geceye günden
Yarınlara...
Dünden bir köprü kurmak istiyorum.
Seni bilsinler, bilsinler istiyorum
Ve nasıl sevdiğimi...

Ayak izlerini sildi sular
Alabalık biliyor
Ben... Silemedim...
(Suna Tanaltay)

"Yanımda olabilseydin bu gece
Yıldızları toplardık seninle
Işığı kirpiklerine düşerdi sevdanın
(..)

"Beklemek seni,
Uçsuz, bucaksız, umutsuz
Bir yitik zaman diliminde beklemek.
Gün görmemiş tomurcuk üstüne yeminim
Gül kızıllığında kanar yüreğim
Ölümüm geçer aklımdan
Hayalin durur gözlerime
Ve ben yine donakalırım.

Sevdan üstüne
Sevdan üstüne yeminim var
Bana hayat sunan sevdan."
(M. Fatih Öztemir)

İşte özlem ve hasret kokan dizeler...
Her şairin dilinden, ayrı güzellikte akmış. Sevgiliye hasret kalmak, onu özlemekaşkın yakıcı yüzü...
Hüznün ta kendisi... Çeken bilir ayrılığın hasretini diyelim ve yine şiirlerimize geçelim:

"Unutamadığım
Açardın yalnızlığımda
Mavi ve yeşil
Açardın

Tavşan kanı, kınalı-berrak
Yenerdim acıları, kahpelikleri...
...
İçmek,
Gözlerinde içmek ay ışığını.
Varmak,
Gözlerinde varmak can tılsımına
Gözlerin hani?
(Ahmet Arif)

Aşkın gücünü, güzelliğini, ve sevilene verilen değeri, şairler şiirlerinde ne güzel vurgulamışlar.
Herbirinde ayrı güzellik, ayrı duygusallık...

"beni sevmek
en çok
sana yakışır

sırtlan sessizliğinde sokulur
sevgilere
korkular
yüreğini dört aç sevdam

gönlümün tan vaktidir
gözlerimdeki yangın
üç sesli bir kuş konar
kipiklerine
gizli sevdaları diler

yeraltı sularına benzeyen aşkın

soluğun
soluğumda baharlar
soluğun
toroslar'dan esen poyraz gibidir
dağlı çiçekleri taşır
içime

seni sevmek
en çok
bana yakışır

yüreğini dört aç sevdam
(Bilal Kayabay)

"Beklemek seni,
Uçsuz bucaksız umutsuz
Bir yitik zaman diliminde beklemek.
Gün görmemiş tomurcuk üstüne yeminim
Gül kızıllığında kanar yüreğim
Ölümüm geçer aklımdan
Hayalin durur gözlerime
Ve ben yine dona kalırım.
Sevdan üstüne...
Sevdan üstüne yeminim var
Sevdan üstüne umutlarım
Bana hayat sunan sevdan..."
(M. Fatih Öztemir)

"Ne zaman tutsam ellerini
Gözlerimin önünde mevsimler geçer
Ne zaman gözlerin gözlerime değse
Samanyolundan bir yıldız düşer"
(Ümit Yaşar Oğuzcan)

Ya bitmiş bir aşkın yıllar sonra anımsanması. İnsanı aynı günlere, aynı güzelliklere geri götürmez mi?
İşte bakın:

"Farz et ki, geri gelmiş o gamsız devir
Delicesine sevdiğin, senin olmuş
Bir bahar sabahı sahilde seninledir
Yanan alnını alnına dayamışsın
O incecik elleri ellerindedir
...
Farz et ki, buldun kış içinde baharı
Rüzgâr yine ılık ılık esmektedir
Aynı şehirde, aynı deniz kenarı
Köpükler, dalgalar ve sonsuz mavilik
Tekrar yaşıyorsun hatıraları
...
Farz et ki, doğup büyüdüğün yerdesin
Caddeler aşina insanlar tanıdık
Aksi kulağında sevdiğin sesin
O dudakların tadı dudaklarında
Velhasıl yine o eski günlerdesin

Farz etme yeter yaşadığın bugündür
Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin
Çekil garip odana ışığı söndür
Söyle: 'Nerdesin, ey sevgili nerdesin?'
Söyle, o türkü senin eski türkündür."
(Ümit Yaşar Oğuzcan)

Şimdi şu dizelere bakalım. Kişinin pişmanlıkla, sevdiğinden özür dilemesini daha güzel nasıl anlatılabilirdi:

"Yüzüm yukarılardan eğilmiş
Gözlerin gözlerime bakıyor
Kalbim ayaklarına değmiş
Ey kalbimin sevdiği
Af diliyorum"
(Fırat Akın)

Ayrılık ayrılık ne yaman şeydir ayrılık.. Aşkın acısı bu sözcüklerde gizli. Derler ki: Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın..

"Elveda demiyeceğim sana
Ve biliyorsun bakmayacağım bile
Yalnızca gülümseyeceğim
Yüreğini giderken bile bende bıraktığını
Biliyoruz ikimizde
...
" Hani o bırakıp giderken seni
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın
Alnına koyarken veda buseni
Hani ey gözyaşım akmayacaktın
(...)

Eğer sevdiğine kavuşmak istiyorsa bir insan, özlemlerin en büyüğü ile seslenir ona...
Biraz da onu yönlendirerek...

"Bu kadar yürekten çağırma beni
Bir gece ansızın gelebilirim
Beni bekliyorsan, uyumamışsan
Sevinçten kapında ölebilirim

Belki de hayata yeni başlarım
İçimde küllenen kor alevlenir
Bakarsın hiç gitmem kölen olurum
Belki de seversin beni kimbilir

Kal dersen, dağlarca severim seni
Bir deniz olurum ayaklarında
Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz
Kalbim duruverir dudaklarında.

Ya da unuturum kim olduğumu
Hatırlamam belki adımı bile
Belki de çıldırır, deli olurum
Sana kavuşmanın heyacanıyla

Aşk bu, bilinir mi nereye varır
Ne durdurur özlem ile seveni
Bakarsın ansızın gelebilirim
Bu kadar yürekten çağırma beni.
(Ümit Yaşar Oğuzcan)

Sıra, şairlerin "bir aşkın bitişini" anlatan şiirlerine geldi. Kesin ve cesur söylemli dizeler:

"Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk ve cebimde bir rovelver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
(Ataol Behramoğlu)

İ ş t e . . . s ö z ü n . . . b i t t i ğ i . . . y e r . . . ...Yorumlayın-Paylaşın...

Sevdiğim "Orhan Veli" Şiirleri I





ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda,
Dokunabilir misiniz
Gözyaşlarıma, ellerinizle?


Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.



İSTANBUL TÜRKÜSÜ

İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir fakir Orhan Veliyim,
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Rumeli Hisarı’na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

'İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalım
Boynuna vebalim!'

İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.


YAŞAMAK
I
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
II
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.


SİZİN İÇİN

Sizin için insan kardeşlerim,
Her şey sizin için;
Gece de sizin için, gündüz de;
Gündüz gün ışığı, gece ay ışığı ;
Ay ışığında yapraklar;
Yapraklarda merak;
Yapraklarda akıl;
Gün ışığında binbir yeşil;
Sarılar da sizin için, pembeler de;
Tenin avuca değisi,

Sıcaklığı,
Yumuşaklığı;
Yatıştaki rahatlık;
Merhabalar sizin için;
Sizin için limanda sallanan direkler;
Günlerin isimleri,
Ayların isimleri,
Kayıkların boyaları sizin için;
Sizin için postacının ayağı,
Testicinin eli;
Alınlardan akan ter,
Cephelerde harcanan kurşun;
Sizin için mezarlar, mezar taşları,
Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;
Sizin için;
Her sey sizin için.


SERESERPE

Uzanıp yatıvermiş, sereserpe;

Entarisi sıyrılmış hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...


Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!


GÜN OLUR

Gün olur alır başımı giderim
Denizden yeni çıkmış ağların kokusuna,


Şu ada senin bu ada benim
Yelkovan kuşların peşi sıra.
Dünyalar vardır düşünemezsiniz,
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur deli gibi...


Orhan Veli Kanık
...Yorumlayın-Paylaşın...

Sevdiğim "Ümit Yaşar Oğuzcan" Şiirleri


BEN SENİ SEVDİM Mİ?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?


BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM

Bu kadar yürekten çağırma beni!
Bir gece ansızın gelebilirim.
Beni bekliyorsan, uyumamışsan,
Sevinçten kapında ölebilirim.

Belki de hayata yeni başlarım,
İçimde küllenen kor alevlenir,
Bakarsın hiç gitmem kölen olurum,
Belki de seversin beni kim bilir.

Kal dersen, dağlarca severim seni,
Bir deniz olurum ayaklarında,
Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz,
Kalbim duruverir dudaklarında.

Ya da unuturum kim olduğumu,
Hatırlamam belki adımı bile,
Belki de çıldırır, deli olurum,
Sana kavuşmanın heyacanıyla...

Aşk bu, bilinir mi nereye varır,
Ne durdurur özlemini, seveni...
Bakarsın ansızın gelebilirim,
Bu kadar yürekten çağırma beni.


BANA BİR ŞARKI SÖYLE

Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle...


BİR GÜN

Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum


FARZ ET Kİ

Farz et ki, geri gelmiş o gamsız devir
Delicesine sevdiğin senin olmuş
Bir bahar sabahı sahilde seninledir
Yanan alnını alnına dayamışsın
O incecik elleri ellerindedir

Farz et ki, mazidir devamı yarının
Sevdiğin başını dizlerine koymuş
Bahar bahar kokan siyah saçlarının
Her telini ayrı ayrı öpmektesin
Ve tadı dudağında avuçlarının

Farz et ki, buldun kış içinde baharı
Rüzgâr yine ılık ılık esmektedir
Aynı şehirde, aynı deniz kenarı
Köpükler, dalgalar ve sonsuz mavilik
Tekrar yaşıyorsun hatıraları

Farz et ki, denizde beraberce yüzmüş
Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız
Yine evvela seni yalvartmış,üzmüş
Ve dolanmış boynuna o sedef kollar
Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş

Farz et ki, doğup büyüdüğün yerdesin
Caddeler aşina insanlar tanıdık
Aksi kulağında sevdiğin sesin
O dudakların tadı dudaklarında
Velhasıl yine o eski günlerdesin

Farz etme yeter yaşadığın bugündür
Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin
Çekil garip odana ışığı söndür
Söyle, 'Nerdesin ey sevgili nerdesin?'
Söyle, o türkü senin eski türkündür.

Ümit Yaşar Oğuzcan
...Yorumlayın-Paylaşın...

Sevdiğim "Yahya Kemal" Şiirleri

RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!


Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,


Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.


RİNDLERİN ÖLÜMÜ

Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.


Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.


SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.


Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.



ENDÜLÜS'TE RAKS

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,
Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...


Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"

Yahya Kemal Beyatlı

...Yorumlayın-Paylaşın...

Bir "Aziz Nesin" Şiiri: Bağışla


Ya zamanından çok erken gelirim

Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş

Bağışla | Aziz Nesin

...Yorumlayın-Paylaşın...

Sevdiğim "Nazım Hikmet" Şiirleri

GECE GELEN TELGRAF

Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.

Kar yağıyor
karanlıklara.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.

Kar...
Üflenen bir mum gibi söndü
koskocaman ışıklar...
Ve şehir
kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.

Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.

Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.


SALKIMSÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!

Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.

Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama
el bağlama!
ağlama!


CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.


Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir. Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında


O MAVİ GÖZLÜ BİR DEVDİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan ev...


KARIMA MEKTUP

11-11-1933
Bursa
Hapishanesi

Bir tanem!
Son mektubunda:
'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.
'Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
'yaşıyamam! '
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.

Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.

Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir Çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım'a!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.

Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.

Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.


Sevdiğim şairlerden Nâzım Hikmet'in en sevdiğim beş şiiri.
Satırlardaki akıcılığa, betimlemelere ve anlatıma dikkatinizi çekerim...

...Yorumlayın-Paylaşın...

İstanbul Işık Işık!


İstanbul rüzgâr rüzgâr... sevdiğim

kâh bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık...

kâh ustura gibi deli bir poyraz...
bırak saçlarını rüzgârlarına İstanbul'un


bu şehirde aşksız ve rüzgârsız yaşanmaz.

İstanbul bulut bulut sevdiğim
kimi beyaz mı beyaz
ince, tül gibi...

kimi katran misali kara
bulutları da insanlarına benzer İstanbul'un
inanma sevdiğim, inanma bulutlara.


İstanbul yağmur yağmur sevdiğim

kâh ince ince...
kâh bardaktan boşanırcasına

hele bir yağmur yağmaya görsün
ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
ve yaşanırcasına ölünür.


İstanbul deniz deniz sevdiğim

bir çakır mavi,
bir camgöbeği tuzlu su...

üstünde irili ufaklı tekneler


kayıklar, yelkenliler, mavnalar

kalleştir denizleri İstanbul'un sevdiğim
İstanbul kadar...

İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
içtikçe içesi gelir insanın...


sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer

ve bir gölgedir yalnızlık... meyhanelerinde
seninle dolaşır, seninle gezer.

İstanbul Işık Işık | Ümit Yaşar Oğuzcan

...Yorumlayın-Paylaşın...

Orkidelerin Dili Olsa...

Mevsimlerden ilkbaharsa... Sabah güneş doğarken kalkıp penceremi açmışsam...

Kuş sesleri kulağımda ve hafif hafif esen rüzgâr yüzümdeyse... Henüz cadde ve sokaklar günlük hareketine başlamamışsa...

İçimi bir sevinç kaplar. Kabıma sığamam.

Yeni bir güne başlamak, yeniden doğuş gibidir benim için...
Derin derin nefes alırım.



Mevsimlerden kışsa... Hava çok soğuksa...
Akşam olmak ve karanlık çökmek üzereyse...


İnsanlar acele acele sıcak evlerine koşuyorlarsa...
Sokaklar gitgide tenhalaşıp ıssızlaşıyorsa. Gönlümü hüzün kaplar.
İçim üşür...

Yalnızlığımla başbaşa kalırım.
Hayal kurarım.
...


Gün olur, yorgun bir ırmak gibi
zaman ortasında gidersin


Gün olur, bir yıldırım gibi
sarsar seni olaylar


Gün olur, soğuk da olsa
bir ele ihtiyaç duyarsın

Bakarsın ki yalnız bir ceviz ağacısın
Dallarında söz anlamaz rüzgârlar dinlenir.

Gün Olur | Nebiye Akbıyık
...Yorumlayın-Paylaşın...

Şiir Sohbeti 1

Ben şiire tutkunum sevgili günlük.. Bu blog yazımı şiir üzerine sohbete ayırmak istiyorum...

Bir şair şiiri tarif ederken:
"Şiir, bir yürek hoplaması, bir ruh heyecanı ve bir gözyaşı...
Aslında gözyaşları da kelimelere başkaldırmış saf şiir demektir," demiştir. Güzel söylemiştir.

Şimdi sevdiğim şiirlerden bölümler alıp burada bana ne ifade ettiklerini, kısaca şiire ilişkin duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. En büyük dileğim, beğendiğiniz şiirlerin "tamamını okumanız"dır.

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şeyler Var

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde onunla karışmaktır.
Kopmaz kökler sarmaktır oraya...

İnsan bütün müzikleri dinlemeli olabildiğince
Hemde tüm benliğini seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın
Irmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü hayat sunulmuş bir armağandır insana....

Ataol Behramoğlu

İşte benim hayat felsefem olabilecek bir şiir bu. Hayata sımsıkı sarılmak, onu dolu dolu yaşamak gerektiği mesajını veriyor bana. Sizce de öyle değil mi?

İşte size hasret ve yalnızlık kokan bir şiir. Cahit Sıtkı Tarancı'dan:

Bir Kapı Açıp Gitsem

Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben,
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben.
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar,
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var.

Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan,
- O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
Bir ses bana gel dese, ben o sesi işitsem; -
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!

Hasret çekmek ve yalnızlık... Paylaşılmaz yaşanır diye düşünüyorum...
Bu gece bu kadar. Yarın devam etmek istiyorum.
...Yorumlayın-Paylaşın...

İnciÇiçeği


yemyeşil saplara dizili bembeyaz incileriyle
çok şey anlatır uzak sevgililere inciçiçeği
yanına çağırdığında seni hoş kokusuyla
koşarak git ve onları sevgiyle okşa: yoksa



hüznün yüküyle sarkmış eğik boyunlarıyla
küsmüş sevgiliyi oynar sana çançiçekleri
...Yorumlayın-Paylaşın...
Related Posts with Thumbnails